”Yazı,evrene iz…”

TEMMUZ-AĞUSTOS.

FARUK DUMAN DOSYASI

TEMMUZ-AĞUSTOS.

ZERRİN TAŞPINAR VE MADIMAK DOSYASI

Zerrin Taşpınar ve Madımak

MAYIS-HAZİRAN.

ABDULLAH ATAŞÇI DOSYASI

ABDULLAH ATAŞÇI DOSYASI

KASIM-ARALIK.

ATTİLA ŞENKON DOSYASI

Attila Şenkon dosyası

MAYIS-HAZİRAN.

ABDULLAH ATAŞÇI DOSYASI

ABDULLAH ATAŞÇI DOSYASI

MAYIS-HAZİRAN.

BİRLEŞİK ÇABA

“İnsanın kendisi için yazması diye bir şey yoktur. Böyle bir şey tam bir bozgun olurdu; insan duygularını kağıt üstüne dökmekle onlara güçlükle cansız bir uzantı sağlayabilir belki. Yaratıcı edim, bir yapıtın ortaya çıkışındaki eksik veya soyut bir andan başka bir şey değildir;

MAYIS-HAZİRAN.

ABDULLAH ATAŞÇI

Abdullah Ataşçı     22 Kasım 1973 yılında Elazığ’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Elazığ’da tamamladı.  Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesinden mezun oldu. Bir dönem gazetecilik yaptıktan sonra Milli Eğitim Bakanlığında çalışmaya başladı.                 Öykü ve yazıları; Kül Öykü, Yaratım, Papirüs, Sarnıç, Notos Öykü, Öykü Gazetesi, Öykülem, Felsefe Yazın, Varlık, Ünlem, Öykü Teknesi, Cumhuriyet Kitap, Agos Kitap, Agos Şapgir ve Radikal Kitap’ta yayımlandı.

MAYIS-HAZİRAN.

Abdullah Ataşçı ile Söyleşi:"Coğrafya kaderdir sözü, insanın ilk baştan yenilgiyi kabul etmesini içerir. İstese kaderini değiştirmek için ne coğrafyanın ona çizdiği rolü kabul eder, ne de herhangi bir dogmayı..."

Sevgili Abdullah Ataşçı, öncelikle Bulut Yazar Dergisi olarak, sizin senaryo danışmanlığını yaptığınız,  Faysal Soysal’ın yönettiği Ceviz Ağacı Filminin, 6.Bremen Film Festivalinde aldığı ‘En iyi Edebiyat Filmi’ ödülü nedeniyle sizi yürekten kutluyoruz.

MAYIS-HAZİRAN.

Yara Bende - “Çünkü babama göre insan ancak yolunu kaybedip ve onu tekrar bulduğunda hayatı öğrenirmiş.”

Abdullah Ataşçı’nın kaleme aldığı ve 2018 yılında Everest Yayınları’ndan çıkan “Yara Bende” romanı, 2019 yılında Attila İlhan Roman Ödülü’ne layık görülmüş.

MAYIS-HAZİRAN.

BIRÎNDAR

Alegorik  bir roman olan  Brîndar, anti kahraman Celal’in rüyasıyla başlar. Yerde yatan muhatabı ona dik dik bakmaktadır ve  distopik romanlarda görülen kendini tanrı olarak gören egemenleri temsil eden  Celal’den korkmamaktadır.

MAYIS-HAZİRAN.

“Eğer unutursan bunları dönmeyeceğinden korkarım.”

Abdullah Ataşçı’nın 2011 yılında yayınlanan ilk romanı Dağda Duman Yeri Yok üç bölümden oluşuyor; “Tünel”, “Okuyucu” ve “Şer”. İlk bölüm “Tünel”de isminin de hemen çağrıştırdığı gibi bir tren, bir tren yolculuğu anlatılır.

MAYIS-HAZİRAN.

FİLCİ NECATİ

Kış yaklaşıyor. Yavaş yavaş Abiba’yı içeri alıyoruz. 7 metreye 12 metre bir odaya. Sonuçta kocaman bir hayvan. Hortumundan değil bazen kulaklarından bile tırsıyorum. Rüzgarı yetiyor. Kızdırmaya gelmez, neye kızacağı belli olmaz

MAYIS-HAZİRAN.

DÖRT KUTU YAĞ

Genç karı-koca otobüs durağının yakınındaki yamaçta dizili çam ağaçlarının altına atıverdi kendilerini. Yorgundular. Adam iki elinde ikişer tane 5 litrelik PET kutuda  ayçiçeği yağı taşıyordu, toplamda 20 litre. Adam top sakallı uzun saçlı şehirli bir tip.

MAYIS-HAZİRAN.

ÇÖPLÜK

Ayla, odanın ortasına yığdıklarına baktığında, gözlerine inanamamıştı. Bunca fazlalık niye saklanırdı ki… Yıllardır giymediği fantezi ayakkabıları, topuklu çizmeleri, eprimeye yüz tutmuş spor ayakkabıları, siyah pırıltılı gece kıyafetlerini, ipekli pijamaları, gecelikleri, modası geçmiş elbiseleri ve takıları ayrı ayrı istiflemişti.

MAYIS-HAZİRAN.

KEŞİF

Homurdanan kalabalığı yararak inşaatın olduğu yere geldik. Mahkeme heyetinin ağzını bıçak açmıyordu. Avukatlar heyecanla inşaattaki kusurları gösteriyorlardı. Kafamı sallayıp notlar alıyor, fotoğraflar çekiyordum.

MAYIS-HAZİRAN.

BIÇAK SIRTI ÖYKÜLER (cimcik öyküler)

Katırtırnağı, böğürtlen, benekli papatya, yabani mor sümbül, gelincik, sakız ağacı, asma, fıstık çamları, sedir ağaçları…

MAYIS-HAZİRAN.

TÜRK YAZININDA BAHAR GÖNDERMESİ ÜZERİNE

Tüm eski takvimlerde yılbaşı hepimizin bildiği gibi yirmi bir marttır. Her şey o zaman başlar toprak canlanır, ağaçlara su yürür, kış uykusuna yatan hayvanlar uyanır, eski inançlara göre cezasını çekmiş olan ruhlar yeniden dünyaya dönerler.

MAYIS-HAZİRAN.

Adivar Krateri - 2

Kendini modern Türk kadınının temsilcisi olarak gören Halide Edip “bir ışıktım ben” diyerek yapıtlarının kahramanlarını kadınlardan seçerek tüm toplumun eğitilerek aydınlanması görevini üstlenmiştir. Batıda kurtuluş savaşında savaşan kadın, feminist bir yazar ve aktivist olarak da modern Türk kadınının yüzü olmuştur. Halide Edip yapıtlarında yansıladığı sahneleri bizzat yaşamış ya da tanık olmuştur. Savaştaki vahşeti yaşamış...

MAYIS-HAZİRAN.

KURŞUN ASKER

   Birçok oyuncakçının vitrininde en seçkin oyuncaklardan biriydi bir zamanlar kurşun asker! Gelip geçenlerin gözleri kamaşıyordu. Parlaktı. Bir savaşçının tüm donanımlarına sahip, zırhlarını giyinmiş heybetinden herkesin ilgisini çekmişti.

MAYIS-HAZİRAN.

SOKAKLARIN İZİ... OYUNLAR

(Sahipsiz monologlar) (Devinim kendi içinde donmuştur.) Akordun esneyen sesi ve çıplak ayaklar; aşkın en kalleş çağı, çürüyen nar ve uyanmaya çalışan sokakların ayak bileklerini birbirine bağlayan maviş boncuklarla bezeli halhal…

MAYIS-HAZİRAN.

Nostalgia

üç numara tıraşlı kafamız, kısa pantolonlu ya toptan yara bere, ya fayton arkası takılmalarımız, sürttüğü asfalta diz kapaklarımızın, beklerdik o mis kokan pideye, ulaşmak için,

MAYIS-HAZİRAN.

Bilinir Çilem Çekemem

Hasretten oluyor hepsi Bilinir çilem çekemem Gözlerde yaş olup göklerde aranan umudu buldum

MAYIS-HAZİRAN.

UĞULTUSU HAYATIN

Uğultusuna kapılıyorum hayatın İçlenmelerin yanı sıra keyifli bir oyun Aşklar da var yaşanacak tabi.

MAYIS-HAZİRAN.

HUZME

öyle güzel ki bacakları / ben böyle ışıltılı bir şey görmedim /kehribar, ayakları da

MAYIS-HAZİRAN.

TURNAM

Artık değişti baharlar Bozuldu göçler turnam Bana kalsa bir göl edin kendine Göğü fazla kullanma.

EYLÜL-EKİM.

Adsız Ozanlar Kenti

Adsız ve atsızdılar. Ünsüzdüler. Tabi ki ünsüzdüler, adsızdılar çünkü ve ünlerini taşıyacak atları da yoktu. Adları yoktu, adlarını taşıyacak atları da. Elbette. Adı yoktu, adını taşıyacak atı da. Ünsüzlüğün tadını çıkarıyordu adsız şair.

KASIM-ARALIK.

Adsız Ozanlar Kenti

Oturmuşuz meyhaneye, sokağın kıyısına. Yağmurlar yağıyor yitik ömrümüze ve gözyaşımıza. Gecenin çisiltisi siniyor yağmurlu duldalıklara. Yağmurlar yağıyor, gecenin yağmuru, som düşlerimize.

OCAK-ŞUBAT.

Adsız Ozanlar Kenti

Hayat rutinden ibaret olsaydı çekilmezdi hiç. Rutine sırlanmış aykırı adacıklar olmasaydı… -Zamanın kıvrımlarına gizlenmiş boşluklar- Oysa: Bir oda, bir mutfak, bir banyo tuvalet; bakla sofa, nohut oda yeter bana. Mutsuzluğumla başım belada. Kimse anlamıyor beni. Atım topal. Yok hükmünde.

MART-NİSAN.

Adsız Ozanlar Kenti

Şu dostluk sofrasında üzüme döner insan, üzüm rakıya… Yol uzadıkça yoldan çıkar, söz kısaldıkça yola girer… Azı karar. Az konuşur bozkır insanı. Sözü tutumlu kullanır. Yapılacak işleri vardır. Vakti değerlidir. Hora geçer.

MAYIS-HAZİRAN.

Adsız Ozanlar Kenti

Mahcubiyeti seviyordu. Utangaç. Kızarışını yüzün… Ten güzel olsa ne olur, tin olmadıkça.

TEMMUZ-AĞUSTOS.

Adsız Ozanlar Kenti

Bir devri saadettir ki şol sefahat deryalar gibi. Bir devri sefalettir ki şol sadakat köpekler gibi. Yaşamın tutsak alınmasından daha kötüdür yaşama tutsak olmak. Bütün zamanların yekpare öpüşmekten ibaret olduğu mevsim geride kalmıştı

EYLÜL-EKİM.

Adsız Ozanlar Kenti

-VII- Kurt’la Koç’u kardeşleyen gizem asude beyaz suda sırlanmıştır. Asude beyaz suyla yuyun onu, düşük volümle bir meyhanede…

KASIM-ARALIK.

Adsız Ozanlar Kenti

-Damarlarının mürekkebinden; Yeniden ve yeniden doğar şair.-

OCAK-ŞUBAT.

ADSIZ OZANLAR KENTİ

Dudaklarına gömülür kalır hasretim. Ömür boyu ah! Ömürler boyu. Zamana boyun eğmiş yitik vadiler, ah bir de senin vadilerin sevgilim, gövdenin vadileri, taptaze balkıyan. Pespembecik.

MART-NİSAN.

Esrik Roman ADSIZ OZANLAR KENTİ// Serdar Koç (M. LorisLemur M.)

Bir şiir bazen birkaç saatte yazılır, bazen birkaç yıl sürer, bazense ömür yetmez. Aşka ömürler yetmez. Tekrar be tekrar gelmek isterim şu fani dünyaya, mecalim yetmez.

EYLÜL-EKİM.

VUSLAT

Güneş batmıştı. Yavaş yavaş evine yürüyordu. Bozkırın karanlık soğuğu kendini hissettiriyor, ayağının altında ezilen karların sesi kulaklarında yankılanıyordu. Dükkânı kapatmasına yakın gelen mal sahibiyle yaptığı tatsız konuşma canını sıkmıştı. Yandaki dükkanla beraber onun dükkanını da satışa çıkardığını söylemeye gelmişti adam. Kendi istekli değilmiş ama oğullarının ihtiyacı varmış. Evlat sıkıntıda olunca kabullenmiş o da. Utana sıkıla veriyordu haberi. 30 yıllık mal sahibi. Hiçbir sorun yaşamamışlardı. En sıkışık zamanında bile yardımcı olmuştu Orhan Amca’ya.

KASIM-ARALIK.

GÜZİDE BİR DİLEK

KIVILCIM METİN ……. Ev arkadaşınız cumartesi akşamı dışarıdaydı. Kapınız çalındı. Gelen arkadaşınızın babasıydı. Biraz sallanıyordu. Önceden tanıdığınız için onu düşünmeden içeri davet ettiniz. Gösterdiğiniz yere oturur oturmaz sizi hiç beklemediğiniz bir konuda ikna etmeye başladı. ……..

OCAK-ŞUBAT.

Sisler, martılar, vapurlar

Kadıköy İskelesindeydiler. Berrin Umut’un elini tutmuş, sisler arasından yavaş yavaş beliren vapur siluetine bakıyordu. Hava, kış mevsimine göre çok da soğuk sayılmazdı ama geceden çöken sis şehrin üzerine abanmış, bütün gün kalkmamıştı. Oysa Berrin, sabah sislerine alışıktı, hani öğlene doğru güneşin pırıl pırıl yüzünü göstereceğini müjdeleyen sabah sislerine.

OCAK-ŞUBAT.

KIVILCIM BİZDEN ÖYKÜSÜ SİZDEN

Genç kız bir süredir ailesiyle konuşmayı reddediyordu. Bir akşam kapandığı odasından çıkıp yemek için sofraya oturmuş herkese tek tek göz attıktan sonra sanki hiç biri orada yokmuş, tek başınaymış gibi konuşmaya başladı.

Copyrights © 2019 - 2021 Assos bilişim

Bulut yazar dergisi