”Yazı,evrene iz…”

MART-NİSAN.

MART-NİSAN SAYISI

Yazarlar

MART-NİSAN.

Editörden… Virginia Woolf’un Meleği

Ünlü İngiliz yazar Virginia Woolf, kadınların yazabilmek için “evdeki meleği” öldürmesi gerektiğini söyler ve kendi meleğini nasıl öldürdüğünü anlatır. “Çünkü ben onu öldürmeseydim o beni öldürecekti. Yazılarımın kalbini söküp atacaktı.” diye açıklar bunun nedenini ve devam eder:

MART-NİSAN.

Editörden… Virginia Woolf’un Meleği

Editörden… Virginia Woolf’un Meleği -yazısının devamı-

MART-NİSAN.

Erendiz Atasü kimdir?

Özet 1947 yılında Ankara’da dünyaya gelen Erendiz Atasü, 1968’de Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı fakültede akademik kariyerini sürdüren Atasü, 1997 yılında Farmakognozi profesörlüğünden emekliye ayrıldı. Feminist bilinç ile kaleme aldığı öyküleri 1981 yılından bu yana, Sanat Edebiyat’81, Düşün, Çağdaş Türk Dili, Varlık gibi dergilerde; edebiyat sorunları, kitaplar, kadın özgürlüğü, laik toplum ve Cumhuriyet devrimleri üzerine deneme, inceleme ve makaleleri Saçak, Çağdaş Türk Dili, Cumhuriyet Kitap, Radikal Kitap Varlık, Papirüs gibi dergilerde, Cumhuriyet, Aydınlık gibi gazetelerde yayımlanmış ve yayımlanmaktadır.

MART-NİSAN.

Erendiz Atasü ile Söyleşi: “Benim kadınlarımın yenilgiyi bozguna çevirmemek gibi bir özellikleri var.”

- Bize feminizm anlayışınızdan ve Türkiye’de kadın sorunsalından söz eder misiniz? Feminist mücadele, kadınların tüm birer insan olduklarını önce kendilerinin fark etmeleri ve sonra toplumda geçerli kılabilmeleri için yürüttükleri bireysel ya da topluca çabalardır. Türkiye, Cumhuriyet devrimiyle kadınların önünde açılan kapıları yasal düzlemden hayatın her alanına taşıyabilmekte başarısız oldu. Hükümetlerin İkinci Dünya savaşından sonra ilerici kadın politikaları olmadı; sermaye çevrelerinin de çabası olmadı. Oysa yasa ve para gücü bu iki odakta mevcut. Her güç işi başarmayı aydınlardan beklemek ne haklı ne de gerçekçi bir tutum. Sol muhalefetin yükseldiği dönemlerde, kadınların ikincilliği kimi sol fraksiyonda bile sürdü. Son on yıllarda ise resmi güç kadını kapatmaya doğru gidiyor ve epey mesafe aldı.

MART-NİSAN.

“O müzik sustu,” dedi Şair

Kitaba adını veren “Şairin Ölümü” öyküsü, orman bekçisinin oğlunun “ormanla yaşadığı özgür uyumu”nun anlatılmasıyla başlıyor. Metin ilerledikçe Rus şair ve oyun yazarı Vladimir Mayakovsky’nin yaşamından esinli olduğu hissettiriliyor. Şairin, devrim ile ilişkisi; devrim öncesinde “Devrimin aydınlara sanatçılara ihtiyacı vardı, eli silah tutanlar kadar kalem ve fırça tutanların da katkısına” duygusuyla başlayıp devrim doğduğunda “Sonunda devrim doğmuştu! Kölece yaşantıları insani boyuta taşımaya yeminli devrim. İnsan emeğini kutsayan, aydınlarını sanatçılarını baştacı eden devrim.” duygusuyla gelişip ve devrim sonrasında “Kitlelerin anlayamayacağı şeyler yazıyorsun yoldaş” engeliyle ilerler.

MART-NİSAN.

KADINLAR DA VARDIR

Erendiz Atasü’nün “Kadınlar da Vardır” isimli kitabı, anlattığı kadın hikayeleriyle 1982 yılında Akademi Kitabevi Öykü Ödülü’nü kazanmış bir eser. Sekiz farklı öykünün anlatıldığı kitapta ortak payda kadınlar. Kimi ev hanımı, kimi memur, kimi doktor, kimiyse hizmetçi. Hepsi de toplumun kendilerine belirlediği çizgilerde var olmaya çalışan, toplumsal ödevlerini başarıyla yerine getirirken de yaşamakta oldukları hayatları sorgulayan bireyler.

MART-NİSAN.

Eski Zaman Masalları

“ Kızıl Kale” öykü kitabı “ geçmişle şimdi arası kadınlık öyküleri” konusunda kadınların tarihsel konumunu anlatmaktadır. Kadınların insanlığın yarısını oluşturmasına karşın ikincil duruma düşmeleri feminist hareketlerin çıkış noktasıdır. Kadını tarihsel özne olarak görünür hale gelmesi history yerine her-story ile mümkün olacaktır. Bu kitapta ilkel dönemlerden günümüze dek bu güne kadar görmezden gelinen her yaştan kadın kahramanın öyküleri, kadınlık tarihi de anlatılmaktadır.

MART-NİSAN.

1980 SONRASI ROMANIMIZDA TOPLUMSAL CİNSİYET VE SİYASET / Feminist Eleştiri ile Romana Dokunmak

Erkek egemen ideolojinin kurumlar aracılığıyla yeniden ürettiği cinsiyetçilik toplumun her alanında göze çarpmaktadır. Bu alanlardan biri de edebiyattır. Anlatı türlerinden biri olan roman da, taşıdığı söylemle ideolojik bir işlev taşımakta, tarihsel/toplumsal/siyasal olayları yansıtırken, aynı zamanda erkek egemen bir dil kullanmaktadır. Bu dil, Türkiye’de romanın gelişim evreleri boyunca da farklı kadın algılarını yansıtmakta aracılık etmiştir.

MART-NİSAN.

SEL

Bari saçlarımı tarayayım, sabahın köründe hiç kendime bakamadım. Çoluk çocuktan insan kendini görmüyor vallahi. İlk gün güzel görüneyim. Şu köşedeki son binen ikisi ne konuşuyorlar acaba fısır fısır. Bir oğlandan söz ediyorlar gibime geldi. Aman, bana ne. Kim ne konuşursa konuşsun, genç kız onlar, bir şeyleri vardır. Bir de ruj sürseydim ne güzel olurdu ama yok ki… Şu tarağı çantama koyayım. Bir su sesi mi geliyor ne? Yok değildir. Yağmur çiseliyordu arabaya binerken. Koskoca İstanbul’da yollara da sel gelecek değil ya. Anne, Sedef… Gazetede bir haber: İstanbul’da tekstil fabrikasında çalışan kadın işçileri taşıyan minibüs sele kapıldı, sekiz kadın boğularak öldü. Kadınlardan biri elinde tarağını sımsıkı tutuyordu.

MART-NİSAN.

UD...

1940'LAR - ANKARA Okuyacağınız satırlar; 14 senelik bir bekleyişten sonra, nihayet yazmama izin verilenlerdir. Loş bir odada, Selahattin Pınar dinlenirken, tarifsiz hüzünle yazılmaktadır. Rahmetli Asiye'nin kızına anlattıkları; tam bir Ankara hanımefendisi olan kızı Nefise'nin de yıllar önce

MART-NİSAN.

Pis Nefes

Kulağının arkasına iliştirdiği kırmızı gül ile rujunun rengi aynıydı. Attığı kahkahalar ağıt gibiydi. Beline kadar inen saçlarını her kahkahada oradan oraya savuruyordu. Karşısında oturan göbekli para babasını içirebilmek için kendi de sayısız kadehi devirmişti ama sarhoş olmuyordu.

MART-NİSAN.

FİNCANIN MUTFAKTA TERS DÖNÜK

Kafam bir dünya yine bu gece… Şişeler durmuyor oldukları gibi yerlerinde. Olduramadıklarımın ağırlığıyla devriliyorlar bir bir… Düzüm düz değildi ki tersim adam gibi terslensin… Canım yanıyor be gözünü sevdiğim, kalbim acıyor. Canına da yanamıyorum ki! Kaç oldu? Saymıyorum. Yalan! Gittiğinde bahardı. Bahçedeki badem çiçeğe durmuştu pembe beyaz. Senin “küçük orospu” silme çiçekti pencerede. İnatla “küçük orospu” derdin begonyaya; pazarcı kadından öğrenmiştin böyle dendiğini…

MART-NİSAN.

BIÇAK SIRTI ÖYKÜLER (cimcik öyküler)

Bir avuç yüz, bir kucak aşk. Sofra yareni. Aşkın susma hali. Aşkın kucaklaşma hali, aşkın öpüşme hali, aşkın okşama hali (ipek kaftan)… Ve, vedalaşma hali. Kalbin taş kesilecek sonunda, en sonunda kurşun dökecek üzerine zaman. -En hakiki dost, ölüm…

MART-NİSAN.

Kadın Onurunun Mayası: Nezihe Muhittin Tepedelenligil (1898-1958)

Yeni kuşaklar onu ne kadar tanıyorlar bu konuda elimizde herhangi bir veri yok. Benim kanım çok iyi tanımadıkları doğrultusunda. Zaman, zaman acaba Nezihe Muhittin unutturulmaya mı çalışıldı, yoksa değeri çok iyi anlaşılamadığı için mi unutuldu diye düşünmeden edemem. Oysa genç olsun, yaşlı olsun herkes bugün Simone de Beauvoir’ı tanıyor. Bana sorarsanız gerek yaptığı işler, gerekse yaşadığı dönemde hem dünyada hem de ülkemizde Nezihe Muhittin çok daha ünlü ve dünya kadın hareketi açısından çok daha önemli bir kişilikti.

MART-NİSAN.

Yanık ahlar kokusu

Esti bahçelerden rüzgâr kimse gelmedi bildiğim yetim çocuğun yediği bu meyve kokusu neden eksik kalbim bu hanlar, bu cam odalar: herkes unuttu ipeğin dostluğunu kırıldı çıkrık, kurudu kuyu. ah!

MART-NİSAN.

falcı...

fal çizgilerimi çaldırdım /avuçlarımdan /çingene güzeli falcı/ çizgilerimi okuyacaktı/ avuçlarımı aldı baktı u/sulca kapadı

MART-NİSAN.

HA GAYRET

Bahar kuşlarından ödünç aldım kanatlarımı. Yağmurdan çalarak birkaç damlayı, Dedim ki özgürlüğe, Ha gayret!

MART-NİSAN.

EVCİL GÜNAHLAR

alnımdaki fırtınada/ evcilleşen bir günahın/ med cezirinde yağmalanan/ tapınak suskunu yakarışlarıma/ güneş kakmalı deniz uzanıyor/ vehimleri/ kuşanarak beline/

MART-NİSAN.

BUĞDAY KOKUYOR ÇOCUKLAR

Buz içinde demir eritiyorum/ Küle serptiğim tohum/ Köz köz büyümede şimdi/ Bir yangın bahçesine yağmur çağırıyorum.

EYLÜL-EKİM.

VUSLAT

Güneş batmıştı. Yavaş yavaş evine yürüyordu. Bozkırın karanlık soğuğu kendini hissettiriyor, ayağının altında ezilen karların sesi kulaklarında yankılanıyordu. Dükkânı kapatmasına yakın gelen mal sahibiyle yaptığı tatsız konuşma canını sıkmıştı. Yandaki dükkanla beraber onun dükkanını da satışa çıkardığını söylemeye gelmişti adam. Kendi istekli değilmiş ama oğullarının ihtiyacı varmış. Evlat sıkıntıda olunca kabullenmiş o da. Utana sıkıla veriyordu haberi. 30 yıllık mal sahibi. Hiçbir sorun yaşamamışlardı. En sıkışık zamanında bile yardımcı olmuştu Orhan Amca’ya.

KASIM-ARALIK.

GÜZİDE BİR DİLEK

KIVILCIM METİN ……. Ev arkadaşınız cumartesi akşamı dışarıdaydı. Kapınız çalındı. Gelen arkadaşınızın babasıydı. Biraz sallanıyordu. Önceden tanıdığınız için onu düşünmeden içeri davet ettiniz. Gösterdiğiniz yere oturur oturmaz sizi hiç beklemediğiniz bir konuda ikna etmeye başladı. ……..

OCAK-ŞUBAT.

Sisler, martılar, vapurlar

Kadıköy İskelesindeydiler. Berrin Umut’un elini tutmuş, sisler arasından yavaş yavaş beliren vapur siluetine bakıyordu. Hava, kış mevsimine göre çok da soğuk sayılmazdı ama geceden çöken sis şehrin üzerine abanmış, bütün gün kalkmamıştı. Oysa Berrin, sabah sislerine alışıktı, hani öğlene doğru güneşin pırıl pırıl yüzünü göstereceğini müjdeleyen sabah sislerine.

OCAK-ŞUBAT.

KIVILCIM BİZDEN ÖYKÜSÜ SİZDEN

Genç kız bir süredir ailesiyle konuşmayı reddediyordu. Bir akşam kapandığı odasından çıkıp yemek için sofraya oturmuş herkese tek tek göz attıktan sonra sanki hiç biri orada yokmuş, tek başınaymış gibi konuşmaya başladı.

Copyrights © 2019 - 2020 Assos bilişim

Bulut yazar dergisi