”Yazı,evrene iz…”

EYLÜL-EKİM.

İkinci sayı

Elçin Poyrazlar ve Polisiye Dosyası “Kadının Yazması Siyasi Bir Eylemdir” / Aslı Zorba .....................................................................................3 Deklanşöre ne zaman basacağını bilen yazar: Elçin Poyrazlar / Nilgün Çelik ...........................................5 Sızıntı / Betül İğdeli ............................................................................................................................................6 Polisiye Romanın Yeni Bir Alt Dalı: Domestic Noir ve Elçin Poyrazlar’ın “Mantolu Kadın”ı / Gülçin Manka ..................................................................................................................9 Polisiye mi? / Filiz Bilgin .................................................................................................................................11 Binbir Gece Masallarındaki Polisiye Ögeler / Ş. Nezih Kuleyin .................................................................14

OCAK-ŞUBAT.

Dördüncü sayı

Perihan Karayel Çocuk ve Gençlik Edebiyatı

MART-NİSAN.

MART-NİSAN SAYISI

Yazarlar

EYLÜL-EKİM.

kapak

Ethem Baran Dosyası

EYLÜL-EKİM.

kapak

Ethem Baran Dosyası

EYLÜL-EKİM.

Merhaba...

Sonbahar bazen hüzünlü sonların, bazen de taze umutlarla yeni başlangıçların mevsimi. Bu sonbaharı ise üstümüze çöken pandemi kabusu ile hatırlayacağız. Umarsız hallere, duyarsız ellere düştük. İçinde bulunduğumuz durum, belki şu anda mizahı ve edebiyatı kaldırmıyor olsa da, ileride bu konuda çok yazılıp çizileceğini umuyor, okumaktan, yazıp çizmekten başka sığınacak bir yerimiz olmadığını biliyoruz.

EYLÜL-EKİM.

ETHEM BARAN BİYOGRAFİSİ

1962 yılında Yozgat'ta doğdu. İlk desen ve öyküleri 1978 yılında çeşitli dergilerde yayımlanmaya başladı. Daha sonra pek çok dergide yazıları ve desenleriyle yer aldı. Kurutulmuş Gül Mevsimi ile 1994 Türkiye Yazarlar Birliği Hikâye Ödülü) ve Dönüşsüz Yolculuklar Kitabı ile 2005 Yunus Nadi Öykü Ödülünü aldı .Roman ve öyküleriyle tanıdığız yazar gazetelerde kitap eleştirileri de yazdı. Radyo programları ve yaratıcı yazma atölyeleriyle etkinliklerini sürdürmektedir.

EYLÜL-EKİM.

Ethem Baran’la Söyleşi: “Kurmaca; bir duvara bir pencere resmi çizmek, o resme bakarak hayal kurmak, orada bir şeyler görmek ve onlara ulaşmak için bir de kapı çizip o kapıdan çıkmaktır…”

Kitaplarımda bir coğrafya oluşturmaya çaba gösterdim; hayali bir kasaba, o kasabada bir mahalle ve orada yaşayan, kendi hikâyeleriyle boğuşan insanlar yaratmaya çalıştım. Bozkırdaydı bu kasaba ve oraya taşra deniyordu, öyle dediler yani. Konuştukları dil benim çocukluğumdan kalma, evimden, sokağımdan, mahallemden kulağıma yerleşmiş bir dildi.

EYLÜL-EKİM.

DÖNGEL DÜNYA, İletişim Yayınları (2019)

Sait Faik Hikâye Armağanı’nın 66. sahibi Döngel Dünya kitabıyla Ethem Baran oldu. Jüri ödülün gerekçesini “Sait Faik’in özellikle son yıllarında ağırlık verdiği “doğa”nın şiirsel bir söylemle inşasına ilişkin biçemini, özgün bir dile getirişle yeniden ürettiği gerekçesiyle Ethem Baran’ın, Döngel Dünya adlı eserine oy birliğiyle verilmiştir” sözleriyle açıkladı

EYLÜL-EKİM.

Bozkırın Uzak Bahçeleri

Bahtin ‘in Dostoyevski romanlarında duyduğu karnavalın sesini Ethem Baran’nın öykülerinde de buluruz. Yazarın da ifade ettiği gibi “Taşra bütün olumsuz çağrışımların yanısıra bu ülkenin neredeyse tamamıdır” ve ”taşranın tekdüzeliği, dar ufku kısıtlılığı sıkışmışlığı her yere “ dağılmaktadır. Edebiyatımız kentlileşirken köylerin boşaldığı, büyük şehirlerimizin taşralaştığı günümüzde yoksul ve çaresiz insanlar Ethem Baran’ın kalemiyle Orhan Kemal, Yaşar Kemal’lerin çizgisinde edebiyatımızda yerini almaktadır.

EYLÜL-EKİM.

“Her Şey Öyle Yazılmayı Bekliyordu İşte”Baran Ethem, Evlerimiz Poyraza Bakar Doğan Kitap Yayınları, İstanbul, 2009, s.39.

“Evlerimiz Poyraza Bakar” adlı öykü kitabı on iki öyküden ama on ikiden çok daha fazla izlekten oluşmakta. İçiçe geçmiş izleklerin yanı sıra “Bir Kuru Hayal” öyküsündeki “Derde düştüm dermanını aradım/ Derdimin dermanı yar imiş meğer/Yari arar iken yardan ıradım/Yardan ayrı kalmak ya dost ya dost/Zor imiş meğer, zor imiş meğer/” gibi türkülerle veya “Bozulmayan Yazı” öyküsündeki Zülkarneyn’in masalı gibi masallar ve mesellerle öyküler zenginleştirilmiş.

EYLÜL-EKİM.

ZEKİYE

Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma dönemi vakitlerinde, Antepli Teberik Hacı Ahmet Efendi, Halep’te bir prensesle evlidir. O zamanlar, Antep’te hâlâ söylendiği gibi, ‘Antep Halep bir’dir.

EYLÜL-EKİM.

ESMER KAVRUK ADAMLAR

Kara kuru adamlardı. Yoksa kara yağız mı demeliyim? Esmerdiler işte. Bildiğin esmer. Kavruk olmaları ise “bir deri bir kemik” anlamına gelmiyordu. Düşünüyorum da o adamları betimleyecek bir tanımlama bulmakta zorluk çekiyorum şimdi.

EYLÜL-EKİM.

Ponpon Tokalı Terlik

Canhıraş bağırıyordu kadın, kurtarın dercesine. Duvara çarpıp yere yığılan bir bedenin çıkardığı tok sesin ardından, derin bir sessizlik... Biri, susturmak için saçlarından yakalayıp duvara vurmuştu kadını. Zavallı, bir magandanın kıllı pençeleri arasında un-ufak olmak üzereydi. Üstelik bu ani sessizlik hiç hayra alamet değildi.

EYLÜL-EKİM.

YEZİT

At yarışlarına merak sarmış. Vaktiyle tanrıların yaşadığı rivayet olunan dağın eteğine bir hara kurmuş, taylar yetiştiriyormuş. Yezit, “Herkes at biner de bir ben mi binemem? Ben bu kâinatın en babayiğit adamıyken” diyesiymiş. Ata binip, burası çok önemli, maiyetini arkasında bırakıvermiş.

EYLÜL-EKİM.

BIÇAK SIRTI ÖYKÜLER (cimcik öyküler)

İRİS Derinöz deresi kıyısında doğmuş olabilirdim, dağın yamacında, Tersakan çayına, oradan Yeşilırmağa… Geldingen ovasının verandasında doğdum; çekerek ırmağının tokat ırmağı ile buluşup da Yeşilırmak olduğu çatalda; Kayabaşı’nda, oradan yine Yeşilırmağa… Irmak yâreni.

EYLÜL-EKİM.

Aşk Şiirinin Virtüözleri- KADIN ŞAİRLER

“Aşk şiiri yazan kadın şair olmadığı varsa da şiirlerinin o kadar etkili olmadığına” yönelik bir kanının toplumumuzda yaygın olduğunu gözlemekteyim. Bu kanı o kadar yerleşiktir ki sadece geniş halk kitleleri arasında değil, entelektüel çevrelerde bile belirli bir yaygınlık düzeyinde olduğunu söylemek yanlış olmaz.

EYLÜL-EKİM.

AĞAÇSIZ ORMAN UĞULTUSU

Ömrümden silinmeyen yanık izidir bu aşk/O çiğneyip tükürdükçe/ Ben inatla büyüdüm

EYLÜL-EKİM.

sevda yüklü serçe

şiirim titrek kanatlı serçe/yükledim sevdayı aşk sevgi /dere tepe dağ aşıp da gelince kapı dibine/üç kez kanadın çırpacak unutma /ve iki kez umutsuzca cikleyecek

EYLÜL-EKİM.

acı delen

acı delen şiiri Rengimiz sevgi kitabındaki

EYLÜL-EKİM.

sevda ıssızı

ki her birimiz/sevda ıssızı/dosta hasret/aşkla yaralı

EYLÜL-EKİM.

Adsız Ozanlar Kenti

Adsız ve atsızdılar. Ünsüzdüler. Tabi ki ünsüzdüler, adsızdılar çünkü ve ünlerini taşıyacak atları da yoktu. Adları yoktu, adlarını taşıyacak atları da. Elbette. Adı yoktu, adını taşıyacak atı da. Ünsüzlüğün tadını çıkarıyordu adsız şair.

KASIM-ARALIK.

Adsız Ozanlar Kenti

Oturmuşuz meyhaneye, sokağın kıyısına. Yağmurlar yağıyor yitik ömrümüze ve gözyaşımıza. Gecenin çisiltisi siniyor yağmurlu duldalıklara. Yağmurlar yağıyor, gecenin yağmuru, som düşlerimize.

OCAK-ŞUBAT.

Adsız Ozanlar Kenti

Hayat rutinden ibaret olsaydı çekilmezdi hiç. Rutine sırlanmış aykırı adacıklar olmasaydı… -Zamanın kıvrımlarına gizlenmiş boşluklar- Oysa: Bir oda, bir mutfak, bir banyo tuvalet; bakla sofa, nohut oda yeter bana. Mutsuzluğumla başım belada. Kimse anlamıyor beni. Atım topal. Yok hükmünde.

MART-NİSAN.

Adsız Ozanlar Kenti

Şu dostluk sofrasında üzüme döner insan, üzüm rakıya… Yol uzadıkça yoldan çıkar, söz kısaldıkça yola girer… Azı karar. Az konuşur bozkır insanı. Sözü tutumlu kullanır. Yapılacak işleri vardır. Vakti değerlidir. Hora geçer.

MAYIS-HAZİRAN.

Adsız Ozanlar Kenti

Mahcubiyeti seviyordu. Utangaç. Kızarışını yüzün… Ten güzel olsa ne olur, tin olmadıkça.

TEMMUZ-AĞUSTOS.

ADSIZ OZANLAR KENTİ

Bir devri saadettir ki şol sefahat deryalar gibi. Bir devri sefalettir ki şol sadakat köpekler gibi. Yaşamın tutsak alınmasından daha kötüdür yaşama tutsak olmak. Bütün zamanların yekpare öpüşmekten ibaret olduğu mevsim geride kalmıştı

EYLÜL-EKİM.

ADSIZ OZANLAR KENTİ

-VII- Kurt’la Koç’u kardeşleyen gizem asude beyaz suda sırlanmıştır. Asude beyaz suyla yuyun onu, düşük volümle bir meyhanede…

EYLÜL-EKİM.

VUSLAT

Güneş batmıştı. Yavaş yavaş evine yürüyordu. Bozkırın karanlık soğuğu kendini hissettiriyor, ayağının altında ezilen karların sesi kulaklarında yankılanıyordu. Dükkânı kapatmasına yakın gelen mal sahibiyle yaptığı tatsız konuşma canını sıkmıştı. Yandaki dükkanla beraber onun dükkanını da satışa çıkardığını söylemeye gelmişti adam. Kendi istekli değilmiş ama oğullarının ihtiyacı varmış. Evlat sıkıntıda olunca kabullenmiş o da. Utana sıkıla veriyordu haberi. 30 yıllık mal sahibi. Hiçbir sorun yaşamamışlardı. En sıkışık zamanında bile yardımcı olmuştu Orhan Amca’ya.

KASIM-ARALIK.

GÜZİDE BİR DİLEK

KIVILCIM METİN ……. Ev arkadaşınız cumartesi akşamı dışarıdaydı. Kapınız çalındı. Gelen arkadaşınızın babasıydı. Biraz sallanıyordu. Önceden tanıdığınız için onu düşünmeden içeri davet ettiniz. Gösterdiğiniz yere oturur oturmaz sizi hiç beklemediğiniz bir konuda ikna etmeye başladı. ……..

OCAK-ŞUBAT.

Sisler, martılar, vapurlar

Kadıköy İskelesindeydiler. Berrin Umut’un elini tutmuş, sisler arasından yavaş yavaş beliren vapur siluetine bakıyordu. Hava, kış mevsimine göre çok da soğuk sayılmazdı ama geceden çöken sis şehrin üzerine abanmış, bütün gün kalkmamıştı. Oysa Berrin, sabah sislerine alışıktı, hani öğlene doğru güneşin pırıl pırıl yüzünü göstereceğini müjdeleyen sabah sislerine.

OCAK-ŞUBAT.

KIVILCIM BİZDEN ÖYKÜSÜ SİZDEN

Genç kız bir süredir ailesiyle konuşmayı reddediyordu. Bir akşam kapandığı odasından çıkıp yemek için sofraya oturmuş herkese tek tek göz attıktan sonra sanki hiç biri orada yokmuş, tek başınaymış gibi konuşmaya başladı.

Copyrights © 2019 - 2020 Assos bilişim

Bulut yazar dergisi